14 Ocak 2014 Salı

Kölnıl ve Komşunun Piliçleri



Küçük Kölnıl da Sergen, James, Fatma, Hans, Eivind, Fleur, Brigitte, Maximillian ve bir çok başka şanssız çocuk gibi yüksek güvenlikli bir hapishanede açmıştı dünyaya gözlerini. O, dünyayı bundan ibaret sanıyordu, kadınlar koğuşunda her sabah uyanıp çayı demliyorlardı annesi ve koğuş arkadaşları ile. Acıkcası Kölnıl'n annesi koğuş ağası olduğu için hapishanede doğan çocuklar arasında birazcık kaymak tabakadan sayılırdı. Diğer mahkumlar Kölnıl'ın keyfini hoş tutmak için ellerinden geleni yapıyorlardı, Kölnıl da kendisini sadece diğer mahkum çocukları ile karşılaştırabildiği için kendini şanslı sanıyordu, ranzanın üst katı onundu, ilk çay onundu, son salatalık onundu...

Her gün öğlen yemeğinden sonra annelerindan ayrıca bahçeye çıkma hakları vardı. Bahçede en sevdikleri yer elektrikli telin orasıydi, çünkü tellerin arasından komşu hostelin bahçesi görünüyordu. Gidemeseler de görebiliyorlardı.

Peterpan Hostel Roma da ki en pis hostel olmakla kalmıyor, dünyadaki en pis hostel olarak ününü yaymaya devam ediyordu.Genel olarak mahkum yakınları ve Alman Lisesi Roma gezisine gelen gençlerin kaldığı bir hosteldi. Bahçede genelde domuz besleyen hostel yönetimi, o sene kaybettikleri, dünyanın en çirkin domuzu olmaya aday olan Spiderpig'i kaybettikleri için hala yastalardı, Spiderpig'in yerini başka bir domuzun doluramayacağına karar verip, onun yerine kötü kokan başka bir hayvan almaya karar verdiler.

Hostelde kahvaltı servisi olarak sadece Corny Bar olması müşterilerin biraz moralini bozuyordu genelde, bir taş ile iki kuş vurmaya karar veren hostel yönetimi ise Spiderpig'in ardından bir tavuk alıp günlük yumurta sahibi olmaya karar verdiler.
(Ne kadar çok karar verdiler)

Neyse efendim

Hostelin ne kadar cif ve çarsaf fonu olmasa da, düzenli olarak yıllık "domuzun masrafları" fonu ayrılıyordu. Tavuğun ihtiyaçlarını da bu fondan karşılamak gerekiyordu, baktılar ki gereksiz çok para var bu fonda "aslinda iki tavuk bir horoz alırız, onlarda ürer ürer çoğalır, biz de tavuk zengini oluruz" dediler.

Tavuklar ve horoz alındı, hostel bahçesine salındı.

Bir yanda Kölnıl, Ayşe, Bahattin, Lorenzo ve Maria-Luiz her gün bahçeden hosteli gözetlemeye devam ediyorlardı.

Tavukların ve horozun gelmesi tabiki de bu gençler için yeni bir heyecandı, onların uçmaya calışıp uçamamaları, salak salak bağırmaları, yürürken kafalarını sallamaları çocuklara sihir gibi geliyordu. Zira hayatlarında ilk defa tavuk veya horoz görüyorlardı.

Günler geçiyordu, civcivler doguyordu.

Kölnıl için bir hayat tarzı olmuştu artık tavukları izlemek.

Tavukları izlerken yılların geçtiğini farketmedi, bir damla yaş süzüldü gözlerinden annesinin elinden tutup taksinin arka camından hapishane kapısına bakarken.
(SO MUCH EDEBİYAT)

Her şey çok yeniydi Könıl için, ev, televizyon, telefon, çimen vb. Artık tavukları izleyemez olmuştu. Televizyon ona ilginç gelmiyordu. Her şey yeniydi ama tavuklar olmadan hiç bir şey ilginç değildi.

İlkokula başlamıştı, akıllı sayılırdı ama malesef derslere veremiyordu kendini. Tek yaptığı şey kirmızı çizginin yanına tavuk resimleri çizmekti. Veli toplantısında annesine söyledi öğretmeni bu problemi. Çocuğunun mutluluğunu her şeyden üstün tutan annesi Kölnıl'a  "Kafasi pembe boyali civciv var pazarda alayım mı?" dedi. Sevinçten çıldıran Kölnıl "Eveeet anneciiim noooluur süpeeer. " dedi. Fakat kelimeleri uzatırken asıl amacı şirinlik yapmak değil, zaman kazanıp bir tavuk bir horoz aldırmanin yollarını aramaktı.

Bulamadı.

Adam gibi gitti rica etti annesinden, annesi de öküz değil zaten "Amaaan istediğin bir civciv daha olsun, İtalyan mafyasıyız burda, civciv dediğin nedir ki?" dedi.
En baslarda herhangi bir cocuk kadar seviyordu civcivlerini kölnil

Fakat civcivlik evresi onun ilgisini çekmiyordu, civcivler hemen büyüsünler üreyip çoğalsın, her yer tavuklarla dolsun istiyordu.

Gözünü hırs bürümüştü.

Tavuk yumurtalamaya baslayinca aklina yeni bir fikir geldi Kölnıl'ın; yumurtaları satıp yeni civcivler almaya başladı, o civcivler büyüdü, yurmurtladı o yumurtalar ya satıldı ya civciv oldu ve kısa sürede bütün bahçe tavuklarla doldu, bir rüya gibiydi.

Kölnıl nereye dönse bagırıp, bir karış havalanmak için kıçını yırtan tavuklar görüyordu. "İşte hayat bu, ben buna yaşamak derim" dedi.

Taaaa ki bir gün Kölnıl'ın annesi bahçede düşürdüğü yüzüğünü ararken yanlışlıkla düşüp tavukların arasında yere yapışana kadar. Zavallı kadın kendini doğrultamamış ve ağzına kaçan tüyler yüzünden nefes alamayıp ölmüştü.

Bu durum Kölnıl'ı çok derinden etkiledi. Annesinin ölümünden hep kendini sorumlu tuttu. Arkadaşları onu teselli etmek için "Ya sen bişi yapmadin tavukların suçu." diyorlardı her gün. Yavaş yavaş bu fikre alışan Kölnıl tavuklardan soğumaya başladı.

Bir gün bahçede gezerken gözüne parlak bir şey takıldı. Tavuklardan biri parlak bir halkayı gagalıyordu. Bi baktı annesinin yüzüğü. "İnanamıyorum abi şunun için mi öldü annem yani." dedi

O anda sinirle eline gelen tavuğu boğmaya başladı. Bir iki saat içinde bütün tavukları boğmuştu. "Naapıcam lan ben bu kadar tavuğu, komşulara dağıtayım " dedi. Sonra da
"Çiğ çiğ verilmez pişireyim de vereyim." dedi

Meğersem çok başarılıymış pişirip kovalara doldurma konsunda. Tavukları hep komşularına dağıttı, milletin karnı doydu.


SON

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder